YOKSA BU ANNE-BABA SİZ MİSİNİZ?

Genç bir çift, şehrin en güzel mağazalarından birine girer. Masaların üzerinde bulunan, tavana asılmış, gelişi güzel vitrinlere atılmış renkli çeşit çeşit oyuncakları incelemeye başlarlar. Bunlar arasında ağlayan, gülen bebekler; elektrikli oyuncaklar; pizza ve pasta pişirmeye yarayan minyatür mutfaklar da bulunmaktadır.

 

Yanlarına sevimli bir satış elemanı kız yaklaşana kadar bir türlü karar veremezler.

 

Kadın satış elemanı kıza: “Bizim çok küçük bir kızımız var. Ancak biz bütün gün ve bazen akşamları da evde bulunmuyoruz ” der.

 

Adam: “Küçük kızımız pek az gülümseyen bir çocuk ” diye ilave eder.

 

Kadın araya girerek  “Bizim evde olmadığımız zamanlarda yani yalnız kaldığında da onu mutlu edebilecek bir şey arıyoruz” diye ekler.

 

Genç satış elemanı tatlı bir gülümsemeyle şöyle söyler: “Ancak biz aile sevgisi satmıyoruz ki!” 

 

 

Bir yuvayı yaşatmak; her daim sevginizi eşinize, çocuklarınıza sunmaktan; birlikte olmaktan geçer.

 

Doğan Cüceloğlu der ki:

"Bir insanın ana vatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır."

 

Bir çocuğun, ÇOCUKLUĞUNU DOYA DOYA YAŞAMASINI SAĞLAMAK; ona vereceğiniz araba, bebek, renkli kalemler, boyama kitabı ya da herhangi bir oyuncaktan çok daha değerli bir armağandır.

 

Sevginizi verin. Sevgiyi öğretin.

Çocukluklarını yaşamalarına izin verin.

Siz de giyin eşofmanınızı çıkın onunla parkta top oynayın.

Evde birlikte kekler, kurabiyeler yapın.

Bisiklete binin.

Sarılın.

Öpün.

Koklayın.

Kucaklayın.

İletişim halinde olun.

Dinleyin.

İlgilenin.

Onlar çocuk!

Bırakın yaşasınlar…

Bırakın koşsunlar…

Bırakın oynasınlar…

 

 

Halil Cibran,

‘’Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,

Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları’’ der.

 

Çocuklarınızı kendiniz gibi olmaya zorlamayın ya da siz yapamadınız onlar yapsın diyerek yine kendi istek ve arzularınızı çocuklarınıza dayatmayın.

Bırakın onlar kendi özgür ruhlarıyla kendileri olmaya çalışsınlar.

 

Sırf siz öyle olsun istiyorsunuz diye;

Yarış atları gibi çalıştırmayın.

Oradan oraya, kurslardan antrenmanlara koşuşturmayın.

Bırakın okulun birincisi olmasın,

Bırakın en yüksek puanı almasın.

Ödev yaparken başlarında gardiyan gibi oturmayın.

Kendileri yapsın, siz kontrol eden, destekleyen olun.

Korkutmayın.

Kızmayın.

Örneklerle açıklayın.

Sürekli resim çizerek bir şeyleri anlatıyorsa; matematikte zorlanıyorsa matematik dâhisi olmasını beklemeyin. Belki iyi bir ressam, tasarımcı, grafiker ya da stilist olacaktır.

Türkçe dersini çok iyi anlamıyor fakat iyi bir basketbol performansı gösteriyorsa; öğretmen, yazar, şair ya da editör olmasını beklemeyin. Belki dünyanın en iyi basketbol takımlarından birinde oynayan iyi bir sporcu olacaktır.

Kendini ifade edebildiği, mutlu hissettiği derste başarısını destekleyin.

 

Çocuklar gülsün…

Mutlu yetişen çocuklar, mutlu bireyler;

Mutlu yetişkinler de umut dolu ülkenin mimarları olurlar.

Cumhuriyet, özgür bireylerin anavatanıdır.

CUMHURİYETİN YAŞATICILARI ÇOCUKLARIMIZI yarınlarımıza SEVGİYLE büyütelim…

Bayramımız kutlu olsun…

SEVGİyle…

 

 

 

AZİZE Yasemin Paşalıgil

Kişisel ve Ruhsal Gelişim Danışmanı

 

Paylaş