İNSAN OLMANIN ‘’TAM’’ ZAMANI

Merhaba değerli okuyucularım :)

Kısa bir aranın ardından yaşama dair konuşmaya, anlatmaya, paylaşmaya yeniden devam ediyorum.

Sıcak yaz günlerinin ardından sarı, turuncu, kırmızı, kahverengi sonbahar hayatımıza rüzgârla, yağmurla girmeye başladı. Fakat dünyada yaşanan sıcak gelişmeler ve her sabah uyandığımızda yeni üzücü haberleri almak sonbaharın sakinliğine, duruluğuna, yağmurlarıyla içimizi serinletmesine hiç uymadı. Kardeşliği, güveni, barışı, huzuru, sağduyuyu, hoşgörüyü ve en önemlisi insan olmayı hatırlamamız gereken günler yaşıyoruz.

Her gün yeniden soluğumu kesen olaylar, gelişmeler karşısında üzüntü içindeyim.  Nefret tohumları, öfke, kin, savaşın rehberi olmaktadır adeta. Bu olumsuz duygulardan beslenenler daha çok öfke, daha çok intikam, daha çok kan isterler.

Evrensel yasalar gereği de kızgınlık, öfke, kin, intikam duyguları içinde yaşayanlar emin olun daha bu dünyada cehennemi yaşayarak bedellerini ödeyeceklerdir. Çünkü başka dünya yok. Her şey burada olup bitecek ve ruh bedenden çıkınca geri dönüşümü olmayacak. Bir daha gelip af dileyemecekler. Savaşarak kazanacaklarını zanneden nefret dolu yürekler hiçbir zaman kazanmış olmayacaklardır.

‘’Allah ilmini Hakk yolunda ‘’feth nurani’’ kullanırsan ARİF; nefsin için ‘’feth zulmani’’ kullanırsan DECCALolursun’’ der Tasavvuf üstadı. Demek ki çok basit: savaşı önlerine hedef koyanlar Allah yolunda Müslümanlığın cihad ile yaşanacağını sananlar kendi nefsleri için dini kullanmaktadırlar.

Nur suresi 19.ayette der ki: ‘’İman edenler arasında kötülüğün, hayâsızlığın yayılmasını isteyenler ve sevenler için dünyada da ahirette de elim bir azap vardır.’’

Aslında daha burada yaşadıkları ve yaşattıkları ile cehennemdedirler ki bu da imandayım derken imandan çıkmaktır.  Teklik bilincinde olsalar, öldürdüklerinin Allah’ın manasına karşı gelmek, onu yok etmek olduğunu anlasalar; imandan çıkarlar mı? Yaptıklarının kesinlikle Allah’a iman etmekten uzak olduğunu düşünüyorum. Zira Allah kavramını anlayıp bütünlüğü "TEK"liği yaşadığımızda, cennette olacağımızı bilirlerdi!

Akıl, hayr ve güzellikte, sevgide, hoşgörüde, insanlığın gelişmesi ve mutlu olması, ferahı, huzuru için kullanılmadıktan sonra boş yani yanlışta kullanılmış olur. Bu durumda kaybediyorlar; neden mi? Çünkü nefret kazanmaz. Yaratılışımızda, fıtratımızda sevgi var. Unuttunuz mu?

*******************************************************************

Gurur verici bir haber de paylaşmak istiyorum sizlerle…

Kız çocuklarının okuması konusunda büyük bir zafer kazanan Malala Yousafzay 17 yaşında Nobel Ödülünün sahibi oldu. Nasıl mı?

Kız çocuklarının okumasını istemeyen; onların gözlerine varana kadar kapanmasını; erkenden evlenip pek çok çocuk doğurmasını isteyen Taliban, okumak için inat eden Malala’yı başından vurmuştu. Ağır yaralanan kız İngiltere’de tedavi edilmiş ve ölümü yenmiş adeta okumak isteyen kızların da idolü-sembolü olmuştu. Çocuk hakları aktivisti olan;  ‘’Ben Malala’’ adını verdiği yaşam hikâyesini anlattığı bir kitabı da bulunan Yousafzay, çocuk ve gençlere uygulanan baskıya karşı ve çocukların eğitim hakkı için verdiği mücadeleden ötürü 2014 yılı Nobel Barış Ödülü’nü alan en genç isim oldu. Hayat ve okuma mücadelesini yürekten kutluyorum.

Şimdi dönüp ülkeme bakıyorum. Çelişkilerle dolu… Yüreğim acıyor. L

Bir sabah uyanıyoruz ve daha 10 yaşına girmiş kızlarımızın babalarının zorlarıyla başlarını örttüğünü; özgür iradelerini kullanmalarına müsaade etmek şöyle dursun ağızlarına ‘’özgür’’ kelimesini dahi almalarının önü kesildiğini öğreniyoruz..!

Kız çocuklarını kapatan, hayattan dışlayan, onları kendilerine köle olarak gören,  insan olarak yaşamlarını, bireyselleşmelerini istemeyen, kendi özgür iradelerini kullanmalarını engelleyen zihniyetin amacı; otoriter, baskıcı, benmerkezci, şeriat ilkeli bir sistemle hükümdarlık kurmaktır. Bu durum Taliban’la aynı görü içinde olduklarını göstermektedir. Ülkemizdeki mesele sadece başlarının örtülmesi gibi gözükse de aslında başları açık - aklı kapalı olan zihniyetin kızlarımızın akıllarını örtme çabasından ve itaatkâr köleler yetiştirmek istemelerinden başka bir şey değildir.

Kadınlarımız, kız çocuklarımız okumalı, eğitimlerini tamamlamalı, hatta bilmedikleri pek çok konuda sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle de eğitimler alarak bilinçlendirilmeli, haklarını ve kendilerini savunmaları anlatılmalı, özgürce, başları dik, özgüvenleri tam, ayakları üzerinde durmaları öğretilmelidir bence.

Eğitilmeden, bilinçlenmeden, farkında olmadan, bilmeden, öğrenmeden, nasıl kendileri olacaklar? Nasıl kadın kimliklerini bulacak ve yaşayacaklar? Nasıl topluma değer katan bireyler yetiştirecekler? Nasıl kız çocuklarını koruyup kollayacak, zarar görmelerine engel olacaklar?

Kadınlar önce eğitilecek ve o yanlış zihniyette erkek çocuklarını yetiştirmeyecekler. Eşitlikçi, hak ve adaleti bilen, İNSAN olma ve insana değer veren bireyleri yetiştirmeleri için kızlar okumalı; kadınlar eğitimlerini tamamlamalı…

SEVGİyle…

 

 

 

AZİZE Yasemin Paşalıgil

Kişisel ve Ruhsal Gelişim Danışmanı

Paylaş